Öncelikle: hala hayattayım.
İkinci olarak ise, bugün değişik bir gündü. Aslında kayda değer bir şey yoktu. Yorgun ve uykulu uyandıktan sonra, ilk duyduğum KGK’nın (kesintisiz güç kaynağı) bip bip bip sesi oldu: elektrik gitmişti. Her sabah ilk işim bilgisayarı açmak olur. Bu sefer yapamadım. Bu yüzden erken kahvaltı yaptım. Hala gelmeyince, yapacak şey bulamamaktan (çok işim var aslında ama bunaldım, yapmak istemiyorum) elime Haziran 2006′ya ait Bilim ve Teknik dergisini aldım. Sırayla her sayfaya baktım. Bazı yerleri okudum. Bilmiyordum önceden, üniversitelerin güneş ışığıyla çalışan araba yapma projeleri varmış. Hatta Formula G adında bir yarış bile düzenlemişler. Her neyse, üniversitenin birisinin ilgili topluluğunun fotoğrafını koymuşlar. Fotoğraftaki kişilerden birisi, orada burada, sokakta, mekanlarda gördüğüm kişilerden biriydi. Şaşırdım doğrusu.
Sonra biraz uzandım. Sonra en azından bir şeyler yapayım diyerek kalktım ve odamda bir dolapta yığılı duran, elimin altında bulunmasının önemi olmayan bazı kitapları önce poşetledim, sonra da içi boş olan bir çek-yat kanepenin içine koyarak odamda yer açtım. Daha sonra bir süre edindiğim birkaç eski film afişinden birini duvarıma astım, bir başkasını indirerek. Lucio Fulci’nin (uf! nasıl kült!) Uzay Şovalyeleri diye bir filminin büyükçe bir afişi. Bir de vakti zamanında bir arkadaşımın verdiği Southpark posterini astım. Renk geldi biraz odama.
Sonra saçımı kestirmek üzere dışarı çıktım. Berberim randevuları karıştırmış, bu yüzden yarım saat kadar beklemek durumunda kaldım. ‘Tiki kuaförler’ hakkaten tuhaf yerler. Aslına bakarsanız muhabbetler vs çekilecek değil. Gereksiz samimiyet ve dahası…
Sonra dolmuşa binip Fatih ve sevgilisi Özge’nin yanına gittim. Dolmuşa benimle birlikte binen birkaç genç en fazla kaç midye yediklerinden bahsediyorlardı. Erkek olan 114 tane yemiş. Diğerinin rekoru elliymiş. Diğeri “oha n’aptınız, ben 10 tane falan yiyebiliyorum” imiş. Ardından ise kapatılan midye tezgahlarıyla devam etti konuşma. Bugün etrafıma her zamankinden daha dikkatli baktığımı fark ettim, niye bilmiyorum. Daha çok detay var aslında, şu an aklıma gelmiyor.
İlerleyen saatlerde bir yerlerde oturduk, muhabbet ettik. Özge gittikten sonra Fatih’le devam etti muhabbet. Karşı tarafta bir masada yeni tanıştıkları ya da yeni sevgili adayı oldukları belli olan bir çift vardı. Karşılıklı oturup saygı kuralları çerçevesinde çeşitli konulardan bahsediyorlardı. Duyduğumdan ya da dinlediğimden değil, beden dilleri bunu yansıtıyordu zaten. Bir anlık sessizlikte, kadın önce tuzluğu inceledi (bildiğin tuzluk işte, neyine bakıyorsun), sonra adama durup dururken şu soruyu sordu: “madımak diye bir şey var, biliyor musun?” Kahkaha atmadan edemedik.
Daha sonra bir yerde çay patlattık. Eve dolmuşla dönerken de birkaç tuhaflık oldu. Bunlarda bir tanesi, evin yakınlarında bulunan, polisin arabaları çektiği otoparkın yakınında, bir Murat 134′ün kamyonetin arkasına konulmasıydı. Hadi onu oraya koydunuz, polis durdurmayacak mı, laf etmeyecek mi?
Bilinç akışıyla birlikte şunu da hatırladım. Bizim burada emektar bir servis vardı. Hani Amerikan filmlerinde gördüğünüz, birçok yeri mekanik olan otobüslerden. Oldukça eski… Hurda olduğu için götürülmesi gerekiyordu. Bir gün evden çıktım, kafamı kaldırdığımda apartmanın önünde bir kamyon gördüm. Kamyonun yük konan yerinde ise otobüs duruyordu. Buraya kadar çok da tuhaf değil aslında. İlginç olan şuydu: Otobüs ters çevrilmiş ve kamyonla iki lego parçası gibi bir bütün oluşturmuştu. Oldukça simetrik gözüküyordu. Diğer ilginç şey ise, bunu görünce ilk tepkimin oldukça olağan olmasıydı. Beş on saniye sonra “n’oluyor ya?!” diyerek kafayı tekrar kaldırdım. Fotoğraf makinesi olsaydı keşke yanımda.
Buraya kadar okuduysanız ‘ne kadar boş şeylerden bahsetmiş’ diyorsunuzdur herhalde şu an. Boş olan sensin.
19 Sep 06
1:50
güneş ışınıyla çalışan araba yarışları’na (formula g) Gazi üniversitesi adına katılan arkadaşı yakından tanıyorum. Arkadaşın bir de sitesi var, eğer bu tür araçlar nasıl yapılır diye merak eden olursa http://www.geocardesign.com.
29 Sep 06
2:10
merhaba
Can sikintisindan okudum ben de.
Guzel bir yazi olmus.
Eline saglik.
selamlar
19 Oct 06
2:48
Benim vakit değerlendirme yöntemlerim arasında alper’in sitesini ziyaret etmek de yer alıyor. Buraya yazdığı bir çok konudan bilgileniyorum ve ayrıca fikirlerimi paylaşıyorum. Ancak son zamanlarda Alper’in bu sayfayla pek ilgilen(e)mediğini görüyorum. Bu yüzden Alper’e sebebi her ne olursa olsun sitem ediyorum. Kardeşim şu siteye biraz hareket. Allah allağa, her açışımda dreamtone’un karşıma çıkmasından bıktım, haydi yeni birşeyler bekliyorum senden.
19 Oct 06
10:36
Bir süredir bunu değiştirmeyi düşünüyordum. Yani, gelip bir şeyler yazmayı. Ancak, niye bilmiyorum, yapamadım.
Dün yazacaktım, yine öyle kaldı. Aklıma gelen şeyleri zamanında yazmayınca da güncelliğini kaybedittiğini hissediyorum konunun. Bu yüzden öyle oldu.
16 Nov 06
15:19
ya ben böle bii sayfanın acılacagınıı hiçç tahminn etmezdimm cokk canımm sıkılıyorduu baglantıdaa yoktuu can sıkıntısıntann böle bii siteyee gideyimm belkii acılırr dedimm acıldıı burayaa ggirdiğmm sayfayıı bastann assagıı okudumm sizinlee tanısmakk isterdim dogrusuu insaalah sayfayıı yenilersinn bundann sonraa etrafımaa dahaa degişikk bakıcamm hatta basladıımm bileee :)
08 Dec 06
15:18
yazı aslında çok güzel belki boş ama benim hayatımdaki ne doluki zaten.bu siteye ilk giriyorum hoşuma gitti sanırım bundan sonra hep girerim.çok sıkılıyorum ve yapacak bişey bulamıyorum ark.da yok artık bundan sonra bu site benim ark.olsun ben arada saçmalarım sende dinlersin umarım.
15 Jan 07
16:41
Anlatın dinleyelim efen’im.
21 Jan 07
19:08
yazı gercktn super olms cok cnm sıkılıodu bı bakım cnmın sıkıntısını gıderck bıseler varmı bu sıteye gırdm ve bırz gectı sıkıntım bole bısele karsılasıcamı hıc dusunmemıstm dogrusu bızlr aslında ck dıkkatsızız ozellıkle ben oleyım bundn sonra daha dıkkatlı olcm…
24 Feb 07
23:27
:x8-|:d:”>:((:)>-:-w:-?:o/:):x\:d/:((:”>:d:)
25 Feb 07
23:31
[...] Bu dönem biraz göz korkutucu derslerim var diyebilirim. O kadar okumanın altından bir insan nasıl kalkar bilmiyorum. Ben ki tembel herifin tekiyim. Bu yazıyı yazıyorsam, okumam gereken makaleler olduğu içindir (bkz. ‘Can Sıkıntısı Giderme Yöntemleri’). Geçen sene üstten aldığım Amerikan Kültürü ve Film dersinin ilk saatine girdim geçen hafta. İçim gitmedi desem yalan olur, tekrar almayı isterdim doğrusu. Ders sayısı yormuyor da, çok da eğlenerek yapmadığım dersler oldukça sıkabiliyor. Neyseki isteyerek aldığım, kadın çalışmalarıyla ilintili bir dersim var. Bir alt sınıfla alıyor olmamız dersi nasıl yapacak bilmiyorum. [...]
28 Feb 07
10:29
Bence çok güzel bir yazı olmuş yani canım sıkılıyordu okuyunca roman gibi geldi :D:D:D
31 Jul 07
21:12
canım sıkılınca bana tüm dünyayı verseler yinede sıkıntım gitmez aranızdan bazıları yemek yeri sıkıntım gider diyor ban ise yamak yiyen ce bile canım sıkılıyo
06 Sep 07
20:09
çok güsel bir yazı olmuş yazdıgınız için tşk ederim cansıkıntrısına uygfun bir yazı bbence hayat moyu mutluluklar iyi günler byby
12 Dec 07
0:01
bence o kadar güzel bi yazı değil ama bazı insanlar için gerçekten güzel olabilir ama benim canım hala sıkılıyo okudum ama canımın sıkkınlığı geçmedi hala devam ediyo
12 Dec 07
0:13
hmm. sevgi, gerçekten aydınlattın bizi şekerim. sana sıradan bir türk dizisi önereyim öyleyse. o giderebilir sıkıntını.
17 Jan 08
11:26
[...] don’t procrastinate. It is my way of being - my essence. I have written on this earlier - in Turkish. Just wanted to list my favorite procrastinating pass-time activities here, [...]
21 Jul 08
14:47
bence cok sıkıcısınız okudum ama daha cok sıkıldım
22 Jul 08
16:31
okudugunu anlama guclugu cektigin kanisindayim