Bloglar (web log’dan türetilmiş bir ifade, internet günlüğü gibi bir şey) popüler olmaya başladıklarından beri birçok insan için hastalık olmaya başladı aynı zamanda.
İnsanların özel yaşamlarının gereksiz detaylarını teşhir ettiği yerler olmaları dışında, free speech ortamı da yaratıyor. Iraklı bir kadın, savaş sırasında blog’una yazdıkları kitap olarak basılmıştı. Ya da bir başkasının yazdıklarından dolayı kendisine dava açılmış. Hatta Blogcuları Koruma Komitesi kurulmuş.
Kısacası, birçok yönden ilginç bir hal almış bu blog işleri. Zits ve Blondie çizği stripleri ise bu konuya yer vermişler. Yazıların yer aldığı sayfaya yorum yazanlar, aynı diyaloglara tanıklık ettiklerini yazmışlar. Ben de “akşam yazarım” diyerek bir iki kez bir şeyleri anlatmamayı tercih ettiğimi hatırlıyorum. Demek ki, iyi bir şey değilmiş bu :) Aşağıda bu çizgi stripleri görebilirsiniz.
» Read the rest of the entry..
Sevdiğim grupların çoğu ya artık müzik yapmıyor ya da konser vermiyorlar, ki zaten Türkiye’ye gelmeleri olanaksız yeterli dinleyici olmayacağından. Bu yüzden pek konsere gitmem. Bazen de arkadaşlarla giderim, nasılsa canlı performanslar grubu tanımasam da az çok eğlendirdiği için.

Burayı computer geek sitesine dönüştürmeye niyetim yok… Ancak bunu yazmadan edemedim. Firmalar büyüyünce yaptıkları işler kötüleşir genelde. En azından ben öyle düşünüyorum. Bir de, büyüdükçe uzmanlık alanları genişlediğinden, diğer şeyleri kötü yaparlar. Hep böyledir demiyorum, bu konularda uzman da değilim. Ama Yahoo!’ya bakın, Hotmail/MSN’e bakın… Ne kullanışlı, ne de başka bir şey. Yıllarca POP3 kullanmış birine (ben ben!) web-tabanlı e-posta kullandırmayı başarmış bir firma Google.
mumblings on life, literature, computers, media, whining, university life, movies, poetry, music, internet, procrastination, technology, media, horror, gender, blogging, concerts, film studies, wordpress, sexuality, vegetarianism, ideology, i greatly dislike sugar in my coffee, and all other unnecessary crap you would otherwise ignore.